Türk Einstein’ı / biyografik deneme

Şükrü GÜNGÖR (Endonezya, 2022)

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu

Dolaşırken baktım ki hayret her yerde kahvehaneler, iş saati nerdeyse boş, tek tek müşterili masalarda kâğıt ya da tavla oynayan görünmüyor. Bir grup genç oturmuşlar. Ciddi, ağırbaşlı tartışıyorlar. Önlerindeki kâğıtta fizik formülleri var.

Çıktım biraz yürüdüm eski dükkanlar, yeni dükkanlar, ama hayret hepsinin üzerinde gayet güzel Türkçe isimler. O aşağılık duygusu alameti, sömürge ruhu belirtisi yabancı dilde adlardan eser yok. Fast food kepazeliği olmuş ‘’tez yemek’’ Cafe (ki bana hep de Cafer’i, o adı içeren ayıp tekerlemeyi hatırlatır) yerine ‘’çay evi’’ ya da ‘’kahvehane’’

Derin bir uykudan uyandım. Rüya kafam da hala taptazeydi. Yeni görülmüş renkli bir film gibi. Nasıl derin bir uykuydu ki öyle. Sanki elli yıldır uyuyorum. (Oktay Sinanoğlu )

İlk kitabını okuduğumda içimde heyecan uyandıran kişiyi, Oktay Sinanoğlu’nu bu satırlarla tanıdım. Hayatı, kişi ve olayları ele alış biçimi çok farklı olan bu dahi, her seferinde şuna değiniyor ve hep bu hususta ısrarcı oluyordu: “Bilim tek başına olmaz birde gönül gerek.”

Yani maneviyat, inanç. Çünkü bilim sadece maddelerden, formüllerden ibaret değildir. Eğer böyle olsaydı bilimde ilerlemek isteyen bir medeniyet madde ve formülleri öğrenerek her şeye sahip olabilirdi. Ama maalesef bu mümkün değil. Bundan dolayı şu güzel söz tezahür etmiştir: ‘’Tek kanatlı kuş uçmaz.’’ Ve sevgili peygamberimiz (s.a.v),  ‘’Bugün ölecek gibi ahirete hiç ölmeyecek gibi de dünyaya çalışınız!’’ buyurmuşlardır.

Büyük ve güçlü Osmanlı Devleti, üç kıtaya hükmederken bilimde de geri kalmamıştır. Bunun yanında halkına son derece merhametli ve hoşgörüyle yaklaşmış, onları camiler başta olmak üzere hemen her müessesede ilme teşvik etmiştir. En basit örnek olarak kıraathaneler…

Bu kurumlar insanların Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere birçok alanda faydalanmaları için açılmış kurumlardır. Herkesin tek bir gayesi var: Bir şeyler öğrenmek. Bunun yanında dertlerini, tasalarını birbirleriyle paylaşmak için çok güzel bir sosyal alan.

Şimdi size ‘Kıraathane nedir?’ sorusunu sorsam muhakkak bu saydıklarımdan daha farklı şeyler söylersiniz.

Sebebi de çok basit, bilim vardı. Şimdi de mevcut ama sadece eğitim kurumlarında. Gönül vardı. Şimdi de mevcut ama sadece sosyal alanlarda ve çoğu sahte. Gelişimin en önemli kaynağı insan faktörüdür. Eğer insana, insanımıza bir gaye verirsek ve bu gayenin yanında ona gönülden destek olursak işte o zaman muvaffak oluruz. Maddiyatın yanında maneviyat olmalı ki, insanlığa değer katan icatlar, buluşlar, yazılar ortaya çıksın. Çünkü her şey insanoğlu için yaratılmış, her şeyin özünde o var. Dilerseniz sözü uzatmadan bunların öneminin farkında olan, bizlerin değişiyle nam-ı değer Türk Einstein’ını tanıyalım.

Hayatı ve Bilime Katkısı

1935 yılında babasının Türkiye Başkonsolosluğu’ndaki görevi gereği bulunduğu İtalya’nın Bari şehrinde doğdu. II. Dünya Savaşı başlayınca aile Ankara’ya döndü. Liseyi okul birinciliğiyle bitirdikten sonra üniversite eğitimi için California Üniversitesi Berkeley’ye burslu olarak gitti. Üç senede Kimya Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra, sadece birkaç ay denebilecek bir sürede MIT’de yüksek lisansını tamamladı. Eğitimi mühendislik üzerine olmasına rağmen o, kariyerine temel bilimlerde devam etmeyi tercih etti. İki yıldan biraz fazla bir sürede Berkeley Üniversitesi’nde Kuramsal Kimya üzerine doktorasını tamamladı.1960’ta Yale’de yardımcı profesör olarak göreve başladığında henüz 25 yaşındaydı.

Aynı yıl içinde kuantum fiziğine yaptığı kuramsal katkı onun için bir dönüm noktası oldu. Çalışmasının adı “Atom ve Moleküllerde Çoklu Elektron Kuramı” idi.

1920’lerden sonra gelişen kuantum fiziği, bir elektronun çekirdek etrafında nasıl davranacağını gayet iyi açıklamıştı. Hidrojen atomu gibi tek elektronlu ve Helyum gibi çift elektronlu atomlar ve iyonlar, kesin bir nicel çözüme kavuşmuştu. Ancak daha büyük atomlardaki ya da moleküllerdeki elektron sayısı arttıkça, elektronlar arası etkileşim giderek karmaşık bir hal alıyor ve böyle çok elektronlu sistemlerin fiziksel özelliklerini öngörmek zorlaşıyordu.

1960’lara gelindiğinde birtakım yaklaşık çözümler ve nitel modeller elde edilmiş olsa da çok elektronlu bir sistem tam bir matematiksel kesinlikte çözüme kavuşturulamamıştı. Oysa bir molekülün veya atomun tüm kimyasal özellikleri, sahip oldukları elektronların nasıl konumlandığıyla ve birbirleriyle nasıl etkileştiğiyle ilgilidir. Dolayısıyla o günlerde kuramsal kimyanın geleceği bütünüyle çok elektronlu sistemlerin açıklanmasına bağlıydı. Genç akademisyen Sinanoğlu, 1961’de tek isimle yayımladığı bir dizi makalede, çok elektronlu sistemleri helyum atomu kolaylığıyla anlatan nicel bir şema önermekle kalmamış, bunun yanı sıra çok elektronlu sistemlerdeki elektronların hareketini, kimyasal davranışlarla ilintileyen bir tablo ortaya çıkarmıştı. Bu çalışmasından sonra ünü hızla yayıldı.

1963’te uzun zamandır açıklanamayan kuantum mekaniğiyle ilgili bir problemi çözüme kavuşturmasıyla profesörlük unvanı kazandı. Aralarında İngilizlerin Newton’dan sonra en büyük fizikçi olarak gördüğü Paul Dirac gibi dâhilerin de bulunduğu bilim insanlarının baş edemediği problemleri çözmesi, Sinanoğlu’nun ne denli saygın bir konuma geldiğini anlamak açısından önemlidir. Yale Üniversitesi’nin üç asırlık tarihinde, yaşı henüz 30 olmadan profesör seçilen üç isimden biri olmuştu. Henüz 28 yaşındaydı.

 O tarihin ender gördüğü bir matematik dehasıydı. Ancak matematiğin soyut dünyasıyla yetinmiyor, kuramlarıyla matematiği yaşamın içine çekiyordu. Kimyanın kuramsal temeline yaptığı matematiksel katkıların yanı sıra moleküler biyolojiyi doğuran öncü bilim insanlarından biri oldu. Aktif akademik yaşamında ABD, Almanya, Japonya, Türkiye, hatta Meksika’da pek çok saygın bilim ödülüne layık görüldü.

Türkçe İçin Yaptığı Çalışmalar

1997’de Türkiye’ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nde görev aldı. Bu okulu tercih etmesinde üniversitenin Türkçe eğitim veriyor olması etkiliydi. 2002’ye kadar burada görev yaptı. Oktay Sinanoğlu tam bir Türkçe aşığıydı. Türkçe’nin bilim üretmeye çok yatkın olduğunu düşünüyordu. Ona göre Türkçe sözcükler üretmek, tamlamalar oluşturmak ve cümleler kurmak, adeta matematiksel bir denklem sadeliğinde ve açıklığındaydı. Türkçe’nin bu matematiksel yapısı onu derinden etkilemişti.  Kendisi Türkçe’nin bozulmaması için kelimeler üretmiş ve bizlerden de kelime üreterek dilimizi korumamızı istemiştir.

Türkçe Karşılık Önerdiği Bazı Sözcükler

ÖnerdiğiMevcutÖnerdiğiMevcutÖnerdiğiMevcutÖnerdiğiMevcut
Hızlı KatarTrenYakıt yağFuel oilDirilbilimBiyolojiTeknikbilimTeknoloji
TezyemekFast FoodÇay Evi-KahvehaneCafeNeftPetrolBasın-yayınMedya
GezimTurizmGezginTuristRuhbilimPsikolojiHekimDoktor
BölümceFakülteOrta OkulRüştiyeÖrütbağİnternetEvrenkentÜniversite
EkşitAsitİşlevFonksiyonÖzdemMolÇekinNükleer
ErkeEnerjiYükünİyonÖğecikAtomYayınımDifüzyon
DüzeyLevelTepkimeReaksiyonYörüngeçOrbitalÖzdecikMolekül

Dil ve eğitim hususunda çok gayret gösteren Sinanoğlu, kaderin cilvesi mi yoksa tesadüf mü bilinmez, ülkemizdeki birçok aydınımız gibi sessiz ve anlamsız bir şekilde 19 Nisan 2015 tarihinde 80 yaşında aramızdan ayrılmıştır. Hekimler, Oktay Sinanoğlu’nun yeterince beslenemediği için beslenme tüpü takılmasının gerekli olduğunu söylediler. Beslenme tüpünün tıkanması sonucu besinler ciğere dolmuş ve derin komaya girerek vefat etmiştir. Ölümü hakkında hiçbir tıbbi açıklama yapılmamış ve cenazesi Türkiye’ye gönderilmiştir.

Hasılı kelam az kişilerle nice savaşlar kazanılmış, denizler zincirlere vurulduğunda gemiler karadan yürütülmüş, imkânsız gibi görünen matematik problemlerine çözümler bulunmuş…

Bunları yapmak sadece bilimle değil, insanlığı ayakta tutan manevi bir gücün desteğiyle sağlanmıştır. Bize düşen inanmak ve gayret etmek. Seni ayakta tutan bir inancın varsa ve bu inancına destek olan sağlam bir gayretin varsa o zaman seni hiçbir güç yıldıramaz. Zamanın büyük alimlerinden büyük bir zatın şöyle sözü var:

‘’Yapacağınıza bir defa inanırsanız inanılmaz işler başarırsınız…’’

Peki değerli okur sen, ben, biz niçin duruyoruz? Zamanımızı nerelerde harcıyoruz? Birileri bir şey başarırken biz neden çaba göstermiyoruz. Her şey, her bilgi hazır, neyi bekliyoruz? Sadece ilim için merak, onu tamamlayacak sağlam bir inanç ve biraz da gayret…  

Muhabbet ve sevgi ile…

Kaynakça