Aşk’a Yazılan Mektup / şiir

(Şairin Sesinden)

Adnan FARUK (İstanbul, 2021)

Ey Aşk!
Selam olsun sana.
Ey karanlık gecelerimdeki sonsuz ışığım!
Ey gönül denizimde parlayan kutup yıldızım!
Geniş bir vadide yakalandığım sağanak bir yağmur gibi,
Kaçıp kurtulamadığım, koşup da yakalayamadığım,
Ey Aşk!
Selam olsun sana.

Seni görmeyeli kaç mevsim eskittim hatırlamıyorum.
Zamanın oynadığı oyunların içinde çaresizce bekliyordum seni.
Her zamanki gibi bu gelişin de ketum bir rüzgârı andırıyordu.
Cömertçe esip tenimi okşasa da üşüyüp üşümeyeceğimi bilemiyordum.
Çünkü algılarımda bir fırtına vardı,
Adı belirsizlik olan yağmurlu bir fırtına.
Bu hengamede savrulurken kalbim
Ya tenim rüzgâra kapılıp tatlı tatlı uçacak
Ya da
Bu rüzgârdan geriye sadece soğuk bir beden kalacaktı.
Ve
Öyle de oldu Ey kadim dost!
Kalbimden esip geçerken dokunduğun her yer
Sözleri bitmemiş bir şiir kalıntısı,
Kasırgalarda kırılan incecik yeşil bir fide gibi.
Ya da
Belki volkan küllerinden doğan bir amber çiçeği daha çok.

Ey Aşk!
Ey yıkıntıların arasında umudumu sakladığım gökyüzü!
Sonbaharda çekip giden güneşe küsmüş ağaçlar gibi
Dalsız ve yapraksızım.
Hiç doğmayan güneşimin yokluğunda kuruyan gövdem,
Rüzgarlara ait bir umut mezarlığı şimdi.
Kulaklarımdaysa ıslak güz çığlıkları çakılı.
Bana ağlıyormuş gibi bir hali var bu mevsimin.
Oysa ben senin sesini duymak istiyordum.
Senden bana emanet kalan
Ama
Rüzgârın çalıp gittiği şarkıları,
Hayallerimi bir kelebeğin kanadında titreten
O şarkıları dinlemeyi umuyordum.

Ey Aşk!
Ey zamanın eteklerinde yolunu gözlediğim sızı!
Bunca savruluşun ardından
Yine vefasız bir misafir gibi ansızın gittin.
Yine hasret vadisinde yalnız başıma kaldım.
Yine senin yokluğunda iri kar taneleri yoldaşım.
Hıçkırıklarımı soğurup saklayan o kar taneleri ki,
Ölümün soğukluğunu andıran her buzul zerresinin içinde
Bazen bir sevgilinin bile veremeyeceği sıcak bir şefkat saklıdır.
İşte yapraksız ölü gövdem üşümesin diye
Bu kışın ayazında da karlar örttü üstümü.
Tıpkı bembeyaz bir kefen giymiş gibiyim
Yeniden doğmak için ilkbahara.

Ve
Şimdi baharın yeni güneşini bekliyorum.
Bu bekleyişin çıkmaz sokaklarında
Zamana kelepçelenmiş yaşlı bir umut saklı.
O umudun hırıltılı nefesi yankılanırken beynimde
Saniyelerin kafesinde zamanın bir tutsağı oldum.
Sanki bu bahar ancak asırlar sonra gelecekmiş gibi,
Ey Aşk!
Ey parmaklarımın arasından kayıp giden yağmur damlalarım!

Nedir bu iklimlerle olan uyuşmazlığım?
Yoksa bütün mevsimler mi bana kırgın?
Baharın küskünlüğü çözülmez bir bilmece gibi,
Usandırıyor kalemi ve mürekkebi.
Ne yazarsam yazayım onun inancı doğmuyor bu vadiye.
Sevgime olan güveni yere düşen bir yapraktan daha kuru belki.
Hiçbir yağmur damlasının ıslatamadığı,
Kuşların, varlığından haber alamadığı
Ve
Taşların yüklenmekten çekindiği
Bu ketum sevgiye olan duygusu,
Cimri bir güneş ışığı gibiydi sadece.
Ardındaki yıkıntıları bırakan fırtınalar gibi
Ondan bihaberdi.

Ey Aşk!
Ey mürekkeplerime karışan hüzün kokulu gözyaşlarım!
Bilir misin, zamana sığmaz benim sevgim.
Saniyelerin insanda yarattığı gerçeksi bir koridorda
Çağlayan bir sel gibi kaplar zamanı,
Mekânı
Ve
Sevgiden nasibi olan tüm ruhları.
Doğanın devinimine can veren bir ışıktır benim sevgim.
Baharın ruhuna ışıl ışıl doğan bir güneşten daha cömerttir.
İçinde bir çiçeğin nezaketini saklar.
Bir ana yüreğinin şefkatiyle dolup taşar.
Ben sevdiğim zaman rengarenk neşe açar her bir dalda.
Hayat dolar bağlı olduğum toprak.
Peki ilkbaharın bundan haberi var mı?
Yegâne kaynağının sevgim olduğunu biliyor mu?
Sanmıyorum.
Ve
Artık bilmesini de istemiyorum.

Ey Aşk!
Ey hayallerimin sadık emanetçisi, sevgili dostum!
Selam olsun sana.
Dileğim seni bu vadide ebedi kılmaktı.
Bu toprağa ilmek ilmek işleyip
Yeşeren her çiçekte onun kokusuyla dolu
Bir sevda mevsimine açılan
Gönül kapısı inşa etmekti düşlediğim.
Ama
Geldin, durmadın.
Değdin, dokunmadın.
Beni bir ateşe attın da elimden tutmadın
Ey Aşk!
Bir akşam ezanı gibiydin, hızlıydın (bu gelişinde)
Rüzgâr, aşkın iftar sofrasından nasiplen demişti.
Oturdum.
Bir anda vakit sehere erdi, kalktım.
Sevgiye yeniden oruçlu kaldım.
Fakat yine de sana kırgın değilim biliyor musun?
İçimde güneşi gözleyen umut birikintileriyle bekliyorum seni (hala)
Biliyorum, bir gün bu vadiye sonsuza dek yerleşeceksin.
Gün gelecek bahar tek mevsim olacak buralarda.
Ama
O vakte kadar payıma düşen kuru bir sabır parçası sadece.

Ey Aşk!
Uğurlar olsun sana.
Bilirsin, dilim kilitlidir kelimelere ve duygulara.
Kaleme sığınırım çoğu zaman.
Hislerim harflere tutunup da ayakta durur.
Bu da bir mektuptu işte
Yaşanmışlıklarımı harflerin kenarına asıp
Dallarımda ipek mendiliyle seni uğurladığım
Bir mevsim geçişiydi.
Sonbahardan kışa doğru.
Ama
Sen beni merak etme.
Artık zamanın kollarına emanetim.
Düştüğüm yerden o tuttu ve kaldırdı beni.
Zamanın kollarında,
Bir zamandan diğer bir zamana akıp yol aldığım
İnce bir zaman koridorunda
İçimi bir şiir gibi aydınlatan en taze ışığım,
Ey Aşk!
Ey zamanın hükmüne başkaldıran zamansızlığın şahı!
Sana uğurlar olsun.
Selam olsun sana.

23.09.2021 (İstanbul)