İkaz Sanatı: Savaşa Hayır / Deneme

Tayyip ASAR (İstanbul, 2022)

Ezelden ebede kadar sanatın binlerce kez tanımı yapılmıştır. Sanat, insanın tasavvur ettiği şeyi gözle görülebilir, okuyup anlaşılabilir, dokunup hayran bırakabilir hale getirmektir. Bireylerde olan farklı bakış açıları sanatın gelişip çeşitlenmesine sebep olur.  Bu çeşitlenme, özgün olmanın önemini ortaya çıkartır. Ve bu sebeple birçok şeyin sanatı ortaya çıkar.

Edebiyat, görsel sanatlar, dans ve mimari yapılar sanatın içindedir.  Sanat o kadar çeşitlidir ki yaşanan olaylardan çıkarılan dersler de bu çeşitliliğin içine girer.

Mesela, Sun Zi der ki:

Savaş bir ülkenin baş sorunu, ölüm kalım yeri, var olma ya da yok olma yoludur; muhasebesiz olmaz. Kitabın birçok yerinde “bunu bilen kazanır bilmeyen kaybeder” der.

Ancak ikisinin de kaybedeceği kaçınılmazlar vardır. Aslında “Savaşın getireceği zararı bilmeyenler, savaşın getireceği yararı da bilemezler.” sözü her şeyi açıklıyor.

Her ne kadar savaşa hayır desek de bunun olması mümkün değildir. Ancak günümüz dünyasında savaşın yeri füzelerle hastane ve yetimhane patlatmak değil, diplomasiyle, yapılan teknolojik yeniliklerle ve nezihlikle gelişim yönünde savaşmaktır.

Ne yazık ki, dünyadaki güç yarışı ahlak dışı hareketlere sebebiyet verip erdemsiz davranışların çıkmasına neden oluyor. Halbuki Devletler, paternalist anlayışla (Baba devlet) halkını erdemsiz mallardan korumakla görevlidir. Uyuşturucu, sigara ve benzer maddelerden koruması gerekir. Bu erdemsizliğe halkının canını koruması, emniyet kemerini takıp takmadığını kontrol etmesi de girer. Erdemsiz davranışlarını düzeltemeyen devletler halkına erdemliliği nasıl aşılayabilir ki.

Büyük kazanlarda yananlar, renginden dolayı dışlananlar, Hocalı’da yapılan soykırım ve sayamadığımız binlerce savaş. İlk insandan beri bu acı döngüye tanıklık ediyoruz. Buna bir yenisi daha eklendi. Suriye’de bombalar içinde kalan annesiyle çocuk şimdi Ukrayna’da. İnsanların canlarının yanması, yeraltı sığınaklarında saklanması ve bunu yapan devletlerin sizi kurtarıyoruz bahanelerine dayanması tarihin tekerrürüne işarettir. Üstelik bu durumu aynı soydan gelen halka karşı yapmak, zararı daha da artırmaktadır.

 Savaş sanatına meraklı olan bizlerin barış sanatını araştırması, merhamet sanatını anlaması ve ikaz sanatına önem göstermesi gerekmektedir.

Neden ikaz sanatına önem göstermeliyiz? Ölen her insan için, yapılan her yanlış fiil için bu yapılmalıdır. Çünkü, insanoğlu unutkan bir varlıktır ve ömrünün sonuna kadar ikaz şırıngasına muhtaçtır.

Beyaz Mürekkebin varlığı, yazdığımız kitaplar, hikâyeler, şiirler ve denemeler bu ikazları anlamak daha sonrasında anlatmak içindir. Acıların dile getirilmesi, resmedilmesi ve yazılması ne kadar yürek burksa da bir daha aynı hatalar yapılmasın diyedir.

Umarım ki yanlış yapılan fiillerden dönmek hepimiz için kolay olur. Unutmamak gerekir ki ikaz sanatını en iyi anlayanlar her gece yattığında bugün iyi veya kötü ne yaptım diye kendini sorgulayanlardır.

Yazımı şu sözle bitirmek istiyorum.

İyi bir Müslüman kötü bir dünyanın şartlarını sineye çekerek yaşıyorsa hâlâ iyi bir Müslüman olarak yaşamakta olduğunu savunabilir mi?

(Rasim ÖZDENÖREN)

Hocalı katliamı anısına…